Şu meşhur indirim günleri, bir tek bana hitap etmiyor
sanırım. İndirim furyasını bekler dururum. Mağlumunuz, (nerden bileceksiniz ki,
benimkide laf) çulsuzum, hatta boş dolaştıracağım çulum bile yok. Giderim,
dolaşırım mağazaları, hepsinin vitrininde %90’a varan indirim yazan zamanlar
var ya, hah işte o zamanlar. Abi, giriyorum içeriye, neye elimi atsam, ateş
pahası. Ne zengin beğenim var benim yahu! Gönlüm zengin, gönlüm.
Sanmayın ki çok süslü bir tipim, hayır. Etek sevmem, elbise
cık. Gömlek, sweat, eşofman, kapsonlu zıpır şeylerdir benim tarzım. Rahat
insanım vesselam ama ruhuma hitap eden her şey pahalı kardeşim. Pantalonlar
15-20-25 yazar, ben birini seçer fiyatını sorarım, 90 lira derler, yuh!
Eminim, sizinde başınıza geliyordur bu vahim durum.
Hevesiniz kursağınızda, “ben başka modellere de bakayım, bunu pek beğenmemiştim
zaten” laf salatasıyla başka yöne dönersiniz. Yada indirime diye gider,
indirimsiz ürünlerden alır, kazık yiyip çıkarsınız. Zaten indirimin amacı, elde
kalan 1-2 bedeni, yada satılmayan şeyleri elden çıkarma mantığı değil midir?
Ülke obezite yolunda ilerliyor diyorlar ama, hep raflarda 44-46 v.s kalmış
oluyor, ben boşuna mı diyet yapıyorum o zaman kardeşim?
Bu paçoz giyime ben bu yüzden döndüm işte, bu fiyatlar beni
moda ikonu çizgimden kaydırdı. Suç bende değil, fiyatlarda. Tabii ki yok öyle
bir şey. Ben kendimi bildim bileli, erkekvari bir tipim, hatta “vari” si fazla
geldi. Bildiğim erkek gibi bir şeyim ve bu yaradılış benim giyim tarzımı da
yakından etkiliyor. Peki sonuç ne? Allı pullu, süslü püslü de olsam, rahat
giyinen bir tipte olsam, indirim günlerinin bana kattığı nedir? Koca bir hiç!
